Aynadaki Yabancıya Sarılmak

Uzun süre aynaya sadece kusur aramak için baktım. Göz altlarıma, kaşlarımın biçimine, saçlarımın yattığı yöne… Hep bir eksiklik buldum. Hep biraz daha “iyi” olsaydım, belki daha çok sevilirdim. Belki daha kolay kabul edilirdim. Kendime yönelttiğim her bakış, başkalarının gözlüğüyle süzülüyordu sanki. Kendim olmak değil, yeterince iyi olmak derdindeydim.

Ama sonra fark ettim: Aynada aradığım kişi ben değildim. Onay, beğeni, hayranlık bekleyen bir siluetti sadece. Kendimi sevmek şöyle dursun, tanımıyordum bile. Herkesin sevgisini kazanmak için kendi sevgimi harcamışım.

Bir gün durdum. Yüzümü aynaya çevirdim. Ama bu kez bir güzellik yarışmasına hazırlanır gibi değil. Sadece bakmak için. Ve ilk defa, orada yorgun bir yüz gördüm. Belki yıllardır kimse sarılmamış gibi duran, yumuşaklığa aç bir bakış. O an anladım: Bu insana, yani kendime, iyi davranmam gerekiyor.

Kendini sevmek, başkalarının seni sevmesiyle ilgili değil. Kucaklanmamış yanlarını, bastırılmış duygularını, hata yapmış hâlini affetmekle başlıyor. “Ben buyum ve böyle de sevilmeye layığım” diyebilmekle.

İlk başta içten gelmiyor bu cümleler. Kendine “Ben seni seviyorum” demek, yapmacık gibi gelebiliyor. Çünkü yıllarca ihmal ettiğin birine bir anda sevgi sunamazsın. Ama denemeye devam edersen, içindeki çocuk seni duymaya başlıyor. O çocuk belki yıllar önce susmuştu; şimdi yeniden konuşmayı öğreniyor.

Kendini sevmek, mükemmel olmak değil. Hatta tam tersine: eksik hâlini bile kabul edebilmek. Yetersiz hissettiğin günlerde bile kendi yanında kalabilmek. Herkes giderken senin kalman. Kendi elini kendin tutabilmek.

Aynadaki yansıma artık bir yabancı değil. Kusurların ardında bir bütünlük var. Çizgiler anlam kazanıyor, gözlerdeki buğu bile hikâye anlatıyor.

Ve şimdi, her aynaya baktığımda kendime şunu fısıldıyorum:
“Sen yeterlisin. Hep yeterliydin. Sadece bunu duymaya ihtiyacın vardı.”