Kendini sevmek için önce bir şeyle yüzleşmek gerekiyor: sen kendine ne zaman sırtını döndün?
Ne zaman başkalarının beğenisine göre şekil aldın? Ne zaman “hayır” demek isterken “tamam” dedin?
Ne zaman kendi ihtiyaçlarını susturup başkasının mutluluğunu öncelik yaptın?
İşte bu sorular, sevgiye çıkan yolun taşları. Ve hepsi, aynanın karşısında sessizce soruluyor.
Bir gün uzun uzun aynaya baktım. Ama bu sefer başka bir şey için: ilk defa kendimi görmek için. Ne güzellik aradım, ne kusur. Yalnızca gözlerime odaklandım.
Ve orada gördüğüm şey beni sarstı: Yorgun, sessiz, sevgisiz kalmış bir ben.
Ne kadar zamandır kendimi ihmal ettiğimi, hep daha fazlasını yaparak değer kazanacağımı zannettiğimi anladım. Oysa en çok ihtiyacım olan şey, kendime şefkat göstermekti.
Kendini sevmek, süslü aynalarda poz vermek değil.
Bu, sessiz gecelerde, gözyaşlarınla kendine sarılmak.
“Tamam, ne olduysa oldu. Ama ben buradayım,” diyebilmek.
Kırılmış bir çocuk gibi, o içte saklı yanını kucaklayabilmek.
Şimdi her aynaya baktığımda kendime tek bir cümle söylüyorum:
“Benimle olduğun için teşekkür ederim.”
Artık biliyorum:
Sevilmek için değişmek zorunda değilim.
Güzel olmak için kusursuz olmak zorunda değilim.
Ve iyi bir insan olmak için önce kendime iyi davranmak zorundayım.
Kendini sevmek, bir lüks değil. Hayatta kalmanın en derin şekli.
Çünkü kimse sana sarılmadığında, senin elin hâlâ kendine uzanabiliyorsa — işte orada iyileşme başlar.
