Kayıplar acıtır.
Gidenin ardında bıraktığı sessizlik, kalanın içinde yankılanır. Her şey aynı görünürken hiçbir şey aynı kalmaz.
Ve insan, bu sessizliğin içinde yalnızca olanı değil, olamayanı da duyar.
Zaman geçtikçe anlar ki, bir kayıp sadece bir eksilme değildir.
Aynı zamanda bir alan açılmasıdır.
Bir şey bittiğinde, orada boşluk değil; potansiyel oluşur.
O potansiyel bazen bir duayla, bazen bir iç çekişle, bazen yalnızca bir bakışla kendini duyurur.
Kaybın hemen ardından gelen o yoğun his — anlatılamayan, tarif edilemeyen — işte o titreşimdir.
Ve bu titreşim, yalnızca sende kalmaz.
Şimdinin içinde, görünmeyen bir dalga gibi yayılır.
Odanda, ilişkilerinde, sözlerinde…
Artık başka bir sen olmuşsundur. Farkında olsan da olmasan da.
Belki daha kırılgansın. Belki daha açık. Belki daha sessiz. Ama mutlaka daha gerçek.
Çünkü hayat sana bir şeyi alırken, seni seninle bırakmıştır.
Ve o en zor anlarda, aslında en çok büyür insan.
Kayıplar yokluk değil, yeni bir varoluşun titreşimidir.
