Hayatımda bazı kayıplar vardı ki, adını koyamasam da hep içimde bir yankı bıraktılar. Kimi bir insan gibi görünüyordu, ama aslında o kişiyle birlikte kendimden bir parçayı da yitirmiştim. Kimi bir hayaldi — ona çok inanmış, çok bağlanmış, sonunda ondan geriye sadece boşluk kalmıştı.
İlk başta acı duydum. İçimi delen o tanımsız boşlukla nasıl baş edeceğimi bilemedim. İnsan en çok, bir şeyin geri gelmeyeceğini anladığında susar. Ben de sustum. Ve o sessizlikte, ilk kez kendimle baş başa kaldım.
Önce sadece yokluk vardı. Sonra, yokluğun içinden bir titreşim yükseldi.
Adını koyamadığım bir his…
Bir bilgelik gibi…
Sanki her şey tam da olması gerektiği gibi olmuştu.
Sanki kaybettiğim şey, bana aslında başka bir varoluş alanı açıyordu.
O an anladım ki:
Kayıplar yokluk değil, yeni bir varoluşun titreşimidir.
Ben artık eski ben değildim.
Bir parçama veda etmiş, yeni bir ben’e yer açmıştım.
Ve şimdi, o kaybı düşündüğümde içim sızlamıyor.
Bir özlem belki var. Ama acı yok.
Çünkü o kayıp, bir yara değil artık.
Bir öğretmen. Bir rehber. Bir anahtar.
İçsel bir barışa evrildi.
Sessiz ama derin bir kabul…
Ve hayat, tam da orada yeniden başladı.
