Yüzleşmenin Sessizliği

“Bitti,” demiştim.
Kendime, başkalarına, belki ona…
Hayat devam ediyordu. Yüzümde tebessüm, dilimde güçlü cümleler.
Ama içimde bir yer, hâlâ susmuyordu.

Yıllar geçmişti.
Yeni insanlar, yeni şehirler, yeni ben’ler…
Ama bir gün —hiç beklemediğim bir anda— eski bir şarkı çaldı.
Ve içimde bir şey kırıldı.
Değil, aslında açıldı.
Tozlu bir çekmece gibi…
Kapatılmış ama kilitlenmemiş.
Ve ben o an fark ettim:

“Bitti” sandığım şey, içimde hâlâ yaşıyordu.
Sadece susmuştu.
Bana küs bir çocuk gibi, kenarda bekliyordu.

Onunla yüzleşmek kolay olmadı.
Kendime itiraf etmem gerekti önce:
“Unutmadım.”
“Geçti sandım, ama geçmemiş.”
“Affettim sandım, ama sadece bastırmışım.”

Bu cümleler sessizdi. Kimse duymadı.
Ama içimde bir şey yerinden oynadı.
O ağırlık, yıllardır taşıdığım ama varlığını bile unuttuğum yük…
İlk kez hafifledi.

Bazen yüzleşmek bir savaş değil, bir sarılmadır.
Kırgın olduğun kendine…
İzin vermediğin acına…
Yarım kalmış vedana…
Hepsine “gel” dersin.
Ve içeri alırsın.

İşte o anda, gerçekten bitmeye başlar.
Çünkü artık kaçmıyorsundur.
Bakabiliyorsundur.
Ve bu bakışta, en sessiz barış gizlidir.

Yüzleşmenin dili yoktur. Ama kalpte yankısı derindir.
Ve bazen “bitti” demek değil, “hala oradasın, seni görüyorum” demek iyileştirir.