Bir gün, hayatın gürültüsünden yorulmuş bir yolcu vardı.
Dış dünyadaki sesler, kelimeler, düşünceler…
Hepsi içini doldurmuş, gerçek özünü örtmüştü.
Yolcu, bir an durdu.
Dünyanın telaşından uzak, sessiz bir yere çekildi.
Gözlerini kapadı, nefesini dinledi.
Ve o anda, sessizliğin derinliğine doğru indi.
İşte orada,
kelimelerin ötesinde, seslerin sustuğu yerde,
sessizliğin derinliğinde,
gerçek sen vardı.
O gerçek sen, ne düşüncelerle ne de duygularla tanımlanabilirdi.
Sadece vardı — saf, değişmez ve özgür.
Yolcu o andan itibaren biliyordu ki,
ne zaman dış dünyadan yorulsa,
yine o sessizliğe dönebilir,
gerçek benliğini orada bulabilirdi.
