Soru Yolun Başlangıcıdır

Yol, bir ayak iziyle değil, bir soruyla başlar.

“Ben kimim?” diye sorarsın belki bir sabah aynaya bakarken. Ya da “Neden buradayım?” diye fısıldarsın gece yarısı, herkes susmuşken. O an görünmez bir kapı aralanır. Ne olduğunu tam anlayamazsın, ama bilirsin: Artık eskisi gibi kalamazsın. Yol başlamıştır.

Her soru, ardında bir sahne getirir. Bazen bir ayrılık, bazen bir karşılaşma. Bazen yitirdiğin bir şey, bazen yıllardır taşıdığın bir acının sessizce çözülmesi… Sanırsın ki rastgele yaşanıyor her şey. Oysa hayat, sana sorduğun soruların cevabını gösterir; sahne sahne, perde perde…

Bir arkadaşın seni terk eder. “Neden hep yalnız kalıyorum?” diye sorarsın. Cevap, günler sonra bir kitapta, bir cümlede çıkar karşına. Anlarsın: Sorun yalnız kalmak değilmiş; kendinle baş başa kalamamakmış.

Bir gün bir kapı kapanır yüzüne. İçinde öfke kabarır, isyan etmek geçer içinden. Ama sonra sessizce sorarsın: “Bu da mı benim için?” Cevap, sabırla gelir. Ve fark edersin: Her reddediş, seni hakikate daha da yaklaştırmış.

Hayat, didaktik bir öğretmen değildir. Tahtaya yazıp anlatmaz. O, sahneler kurar; seni içine koyar. Rolünü oynarken öğrenirsin. Ne kadar derin sorarsan, o kadar derinden cevap alırsın. Yüzeyde kalırsan, cevaplar da yüzeyde dolaşır.

Ve gün gelir, sorular azalır. Çünkü sormaktan çok, görmeye başlarsın. Her an, bir cevap olduğunu fısıldar sana. Her yüz, her dokunuş, her vedalaşma, sanki “Bak, işte sorduğun şeyin cevabı” der gibi bakar gözlerinin içine.

Yol sorularla açılır. Ama sonunda anlarsın ki, yol da sendin, soru da, cevap da.

Soru: “Ben kimim?”
Sahne: Kendini yalnız hissettiğin bir an gelir, sonra biriyle derin bir bağ kurarsın.
Cevap: Belki de “Ben, ilişkilerimde şekillenen bir varlığım.”

Soru: “Gerçek özgürlük nedir?”
Sahne: Her şeyin kontrolünden vazgeçtiğin bir deneyim yaşarsın.
Cevap: Özgürlük, belki de bırakabilmektir.